Vaktin birinde bir blogta, küçükken kuzenini ısırması seneler sonra bile hala aile arasında anlatıldığı için cinnet getirme noktasına gelen bir adamın hikayesini okumuştum. Bu da bir şey mi diyerek kendi ısırık hikayemi anlatmak istiyorum. Bu yüzden müsaadenizle 1987 senesinin Eylül ayına döneceğiz birlikte.
O zamanlar anne-baba-bebe triosu olarak İstanbul'da ikamet etmekte, annemin öğretmen olması hasebiyle yaz tatillerinin bir kısmını ise Ankara'da anneanne ve dede evinde geçirmekteyiz. Ancak o yaz arada bir fark var: Annem hamile! At istiyorum, at almazsanız koyun istiyorum, koyun da almazsanız, köpek istiyorum, köpek almazsanız kardeş istiyorum diye tutturmalarım işe yaramış ve bana kardeş yapmışlar. Yapmışlar yapmasına da, ben aslında kardeş değil de oyun arkadaşı istediğimden ısrarla bir kız kardeş talebinde bulunuyorum Allah'tan. Oysa dedem ve anneannem benimle aynı fikirde değil, hatta kimse benimle aynı fikirde değil. Tüm aile bana karşı birlik olmuş, çocuk erkek olsun da, bir kız bir oğlan ideal forma yaklaşılsın derdindeler.
Bilmiyorum aranızda böyle bir şeyi duymuş olan var mı ama, o zamanlar ultrason olmadığından muhtelif cinsiyet tahmin yöntemleri var. Bunlardan bir tanesi de, küçük bir çocuğu duvara dayayıp ayağını kaldır demek. Çocuk sağı kaldırırsa kız, solu kaldırırsa erkek çocuk olacak (ya da vice versa) deniliyor. Bu yöntemde ben de sürekli tufaya düşüyorum çünkü sağı ve solu öğrenememişim o zamanlar. (Tabi durumu o zamanlar diye kısıtlamak istemiyorum, hala öğrendiğim söylenemez) Yine bir gün dedemle bu konuda "fikir teatisinde bulunurken" (!) onun, "erkek kardeşin olsun" demelerine dayanamayıp, harttadanak ısırıyorum elini. Adamcağız yaşlı tabi, ben de nasıl bir itoslukla ısırmışsam eline kan oturuyor ve 1 TL büyüklüğünde bir alan morarıyor. Dişlerimin izi filan böyle belli. Benim bu yaramazlığım sağda solda anlatılıyor. Dedem elini gösteriyor gelen misafirlere. Bir kaç gün sonra İstanbul'a dönüyoruz ve konu kapanıyor. Ya da ben öyle zannediyorum.
İstanbul'a döndüğümüz hafta okula başlıyorum. Aradan bir hafta geçmeden Ankara'dan bir telefon geliyor. Dedem çok hasta. Durum o kadar ciddi ki, annem okuldan izin alıyor, birlikte Ankara'ya gidiyoruz apar topar.
Akşam karanlığında anneannemle dedemin Cebeci'deki evinden içeri giriyoruz. Dedem gerçekten çok hasta. Hayatı boyunca günde 3 paket olmak üzere içtiği sigara etkisini göstermiş. Boğulacak gibi öksürüyor ama öksürmesine seviniyoruz çünkü en azından o anlarda baygın değil. Geç saatlere kadar dedemin başındayız. Saat gece yarısını çoktan geçmiş, herkes yorgunluktan bir köşede uyukluyor. Bir tek ben ayaktayım. Birden dedeme bir şey olduğunu düşünerek anneanneme sesleniyorum. Dedem ölmüş. Elinde ısırık izi...
0 yorum:
Yorum Gönder