Kusura bakmayın, blogu güncel tutacağım elimden geldiği kadar dedim ama mümkün olmadı. Neden? Çünkü tur oldukça kapsamlı ve koşturmalı, genelde akşam otele geldiğimizde pestilimiz çıkmış oluyor ve blog yazmaya vakit bulamıyorum. Yarın da her ne kadar sabahın 5'inde ayağa dikilmek zorunda kalacak olsam da bugün artık size bir yazı borçlu olduğumu düşünüyorum.
En son nerede kalmıştık, Erzurum'dan ayrılmıştık. Sabah Erzurum'dan yola çıktık. Yolda Çobandede köprüsünü gördük. Köprünün özel bir anlamı yok normalde ama bence asıl önemli olan şey 800 yıldır ayakta olması ve hala kullanılabilir durumda olması. Çünkü çoğumuz 30 sene sonra yıkılmaya mahkum ve estetikten uzak binalarda yaşıyoruz.
Çobandede'de köprüsünden sonra yol üzerinde Sarıkamış'a uğradık. Bir oryantalistin (şarkiyatçı mı demeliyim yoksa?) ağzının sularını akıtacak nitelikte... Enginle birlikte dikkatimizi en çok çeken şey, sokakta kafasını önüne eğmiş, hızlı hızlı yürüyen bir kaç kadın dışında hiç kadın olmamasıydı. Sanki bölgeye bir bomba düşmüş ve tüm kadınlar ölmüş ve Sarıkamış sadece erkeklere kalmış gibiydi.
Tabi Sarıkamış deyince, Enver Paşa'nın kızıl elma rüyası peşinde telef olan 60.000'den fazla askerin anısına dikilmiş anıtı görmeden geçmek olmaz. Bu 60.000 rakamı, anıtta yazan resmi rakam ve resmi rakamların ne kadaarrr güvenilir olduğu su götürmez değil mi? Şimdi size Sarıkamış'taki askerlerin, soğuktan, açlıktan ve hatta bitten (bitten insan ölür mü demeyin, ölüyor işte) nasıl öldüğünü ya da Enver Paşa'nın yanlışlarını saymak niyetinde değilim. Hiçbir özelliği, niteliği olmayan, estetikten uzak, dikilitaş formatında yapılmış bir anıtın fotoğrafını görmenin de kimseye faydası olmaz. Sizden tek istediğim, yukarıdaki fotoğrafa bakın, önce oraya sevdiğiniz 10 kişiyi yerleştirin. Sonra o 10 kişiyi 6 ile çarpın. 60 kişi hayal edin orada ve sonra 600 kişi, sonra 6000 kişiyi gözlerinizin önüne getirin ve 6000 insanı 10'la çarpın. 60000 kişiyi sığdırmaya çalışın o kareye... İşte Sarıkamış budur. Bundan ötesini konuşma gereği duymuyorum.
Ve Kars... Kars'a girmeden önce sizi harika taş binalar karşılıyor. Ama ağzınız açık kalmasın, çünkü düzenli olarak yıkılanları saymazsanız Kars'ın merkezi, büyük bir ustalıkla yapılmış taş binalarla dolu. Bahsettiğim binaların tamamı 30 yıl süren Rus işgalinden kalma. Ruslar 30 sene boyunca kaldıkları şehri inanılmaz bayındır hale getirmişler. Kocaman caddeler, harika evler ve görkemli devlet binaları...
Kars'ta öğle yemeğini yedikten sonra, Çıldır gölüne doğru yola çıkıyoruz. Çıldır gölü Ardahan ve Kars sınırları içerisinde kalıyor. Etrafında yerleşim ve sanayi tesisleri olmadığı için tertemiz kalabilmiş bir tatlı su gölü. Daha fazla bilgi içinburaya bakabilirsiniz... Çıldır'dan sonra da Aktaş gölüne geliyor sıra ancak yağan yağmur ve deli gibi esen rüzgar yüzünden, hastalıktan yeni kalmış bünyeyi riske atmamak adına otobüste kalıyorum :)
Akşam duş alıp pir-ü pak olma hayalleri ile Kars'a dönüyoruz. Evimizin teknik donanımından sorumlu Engin Efendi hazretleri, "yarın Ani'ye çıkacağız fotoğraf makinesini şarj edelim" diyor ama deyiş o deyiş. Tüm bavulu döküyoruz, arıyoruz, tarıyoruz şarj aleti yok. Tabi hatırlarsanız ben de tura çıkarken cep telefonumu evde unutmuştum da babam güç bela yetiştirmişti. İşte ne derece beyin eksikliği çektiğimizi varın buradan anlayın. Yapacak hiçbir şey yok gibi görünse de talih bir kere daha yüzümüze gülüyor ve aynı apartmanda oturduğumuz ve her daim evimizin anahtarını bulunduran arkadaşımıza telefon ediyoruz. Koşarak eve çıkıyor, tabi bizim şarj kütüphanede kuzu kuzu yatmakta.
Padişahım esselam, (unutturmazsanız "padişahım esselam" ne demek onu da anlatırım bir ara) biz yıllardır görmek istediğimiz Ani harabelerine ve ertesi gün İshak Paşa Sarayına şarj işareti kırmızı kırmızı yanıp sönen bir makine ile çıktık. Aman olsun, sanki bizim kompakt makinamızla çekilmiş fotoğraflar ne işinize yarayacak di mi?
Aslında Ani anlatmakla bitmez. O yüzden ben size detaylı okuma için Viki linkini vereceğim. Buyrun. Önemli olan insanın orada hissettikleri değil mi?
Ani'ye ulaşmak için oldukça yeni yapılmış uzun bir yolda kayarak gidiyor otobüsümüz. Otobüsten indiğimiz yerde bizi kocaman kale duvarları karşılıyor. İçeri adım attığınızda sur duvarlarına bir de içeriden bakmak isterseniz bir svastika ile karşı karşıya geliyorsunuz. Svastika nedir diyenleri için, Hitler'le özdeşleşmiş sembol desem yeterli olur mu? Türkçe'de "gamalı haç" olarak da anılan, Svastika oldukça eski bir sembol ve dört kollu oluşu ile dört yönü, toprak, su, hava ve ateş olmak üzere dört kozmik gücü ve güneşi sembolize ediyor. Aşağıdaki fotoğrafta Ani'deki svastikayı görebilirsiniz.
Ani, Ermeni'ler için çok büyük bir öneme sahip, çünkü kurdukları en büyük şehirlerden biri. Daha sonra Bizans İmparatorluğu ve daha sonra da Alparslan tarafından ele geçiriliyor. Bu nedenle, içerisinde hem Ermeni taş ustalığının (bildiğiniz gibi Ermeniler taş ustalığı konusunda dünyada nam salmış milletlerden biridir ve Osmanlı döneminde yapılan eserlerin ustaları genellikle Ermeniler arasından seçilirmiş) hem de erken dönem İslam mimarisinin en güzel eserlerini barındırıyor. Aşağıdaki fotoğraflarda ise, tatile gideceğimi haber verdiğim postta da fotoğrafı olan Ani Katedrali...
Şimdi yatmam lazım çünkü yarın erkenden kalkıp Nemrut krater gölüne tırmanacağız. Fırsat bulabilirsem size Kars'taki Kar's restorantı, Doğu Bayazıt'ı ve İshak Paşa sarayını ve Van'ı yazacağım.
Sevgiler
2 yorum:
bende gıtmek ıstıyorum oraya :(
Kars gerçekten gitmeye ve görmeye değer bir şehir. İmkanınız varsa haftasonu için bile gidebilirsiniz. Sanırım zaman zaman çok uygun fiyatlı biletler bulmak mümkün.
Yorum Gönder