Pazartesi, Haziran 07, 2010

Gezi Blogu Demiştim Değil Mi?




Evet Efendim,

Verdiğim sözü tutuyorum ve blogu kısa bir süre için gezi blogu haline getiriyorum, tabi dinlemek isterseniz.

Bu tura dair yolculuğumuz, turumuz Ankara merkezli olduğundan Ankara Belpa önünden heyecanlı bir şekilde başladı. Neden? Çünkü abuk subuk ayrıntıları unutmayan bendeniz, telefonumu evde unuttuğumu fark ettim. Tabi tur otobüsü bizi bekleyemeyeceği için bir sonraki buluşma noktasına ve bir sonraki buluşma noktasına hareket etti ama Allah'tan sevgili babuş dörtlülerini yaka yaka beni telefonuma kavuşturdu.

Sanki hepimiz ölmüşüz de, kokmamamız için soğukta bekletiliyormuşcasına soğuk bir otobüsle yolculuğa başladık. Tabi Enkin efendi de, ben de daha önceki Amsterdam - Berlin seyahatinden ve 4 sene önce gittiğimiz GAP turundan tedbirli olduğumuzdan şişme boyun yastıklarımız ve hattta uyku gözlüklerimizle hazır ve nazırdık.

Tur grubuna dair de ilginç bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Turumuzun yaş ortalaması 60 ve üzeri. Eksiği yok 60'tan, fazlası var. 30 kişilik grubun 15 tanesi Alman teyzeler ve işin ilginç tarafı hemen hemen hepsi Türk vatandaşı olmuş, argoyu dahi anlayabilecek kadar Türkçe konuşuyor ve Alanya değil, Marmaris değil, Fethiye değil, Ankara'da yaşıyorlar. Ya hu, normal bir insanın bile Ankara'da yaşaması zorken, sen nasıl geldin de Ankara'ya yerleştin, niye yaptın bunu be kadın demezler mi adama!

Pazar sabah, kargalar .okunu yemeye başlamadan uyandım tabi. Yıllardır ilk defa güneşin doğuşunu gördüm. Sivas'ın İmranlı ilçesinden geçerek Erzincan'a geldik. Tabi yollar boş sayılır. Etrafta görülecek şeyler doğal güzellikler ve "çağre sarıgül" yazılarından ibaret. Teknolojinin, refahın ve yazım kılavuzunun uğramadığı her yere sarıgül uğramış gibiydi.

Sabah sekiz gibi Erzincan'a ulaştık. Erzincan maksimum 3 katlı yapıları ile sonradan kurulan şehirlerin tipik düzenliliğini barındıyor içinde. Ama yeşilden nasibini almış ve insanda bir huzur havası uyandırıyor. E hani fotoğraf derseniz, kusura bakmayın, afyonum patlamamıştı derim. (Eskiden, osmanlı'da afyon bağımlılığının yaygın olduğu dönemlerde, insanlar ramazan ayında afyon içemediklerinden sahurda afyon alırlarmış ama etkisini hemen göstermesin, gün içinde göstersin diye de, ayfonu bir kağıda sarıp sarmalayıp o şekilde yutarlarmış. Bu yüzden, yuttukları afyon paketi patlayana kadar da aksi ve huysuz olurlarmış. Bu da böyle trivial bir bilgi olsun)

Erzincan'dan sonra hedef Erzurumdu. Rehberin söylediğine göre, ki bunu daha önce de başka bir yerde okuduğumu hatırlıyorum, Erzurum ismi "Arz-ı Rum" kelimesinden geliyormuş. Arz, toprak demek, yani Rumların toprağı. Eh Türkler Anadoluya gelmeden önce Anadoluda yaşayan tüm topluluklara Rum dendiği düşünülünce çok da uzak bir ihtimal değil zaten.

Erzurum'da göze ilk çarpan şey ne Erzurum kalesi, ne Çifte Minareli Medrese, maalesef şehri kirli bir tül gibi örten yoksulluk. Maalesef, "efendim yapıyorlar 10 tane atıyorlar sokağa" argümanının, açlıktan nefesi kokan, ayağında ayakkabısı olmayan ve eğitimden yoksun bir çocuğa pratikte hiç bir faydası yok. Bu argümanı ileri sürüp bu çocukları görmezden gelmek yalnızca kendi sorumluluklarımızdan ve iç sesimizden kaçmak olur ama bu bambaşka bir yazının konusu olduğundan geçiyorum.

Erzurum bildiğiniz gibi Çifte Minareli Medresesi ve Cağ Kebabı ile ünlü. Hatta Cağ kebabını 1982'de icat etmiş olan ustanın yerinde yedik ama bana Ankara'da babamla gittiğim sanayi mahallesi içindeki cağ kebabı tadını vermedi nedense. Ama üstüne yediğimiz kadayıf dolması, benim gibi, şerbetli tatlı sevmeyen birini bile baştan çıkartacak lezzette ve hafiflikteydi...

Çifte Minareli, yapım tarihi tam olarak bilinmeyen bir taş yapı. Özelliği, inanılmaz zarif taş işçiliği ve minaresindeki turkuaz sırlı tuğlalar. Hava kapalı olduğundan ve kompakt makine ile çekim yaptığımızdan tam fark edilmemiş olabilir. Medresenin giriş kapısının her iki tarafında da, Selçuklu devletinin arması olan çift başlı kartal ve altında hayat ağacı ve sanırım Türkler üzerindeki Çin etkisi ile o kareye giren iki adet ejder başı var. Ancak olay o ki, sağ taraftaki arma bu anlattığım şekildeyken, sol taraftaki armada sadece ejderler ve hayat ağacı mevcut. Duruma dair efsaneler ortada cirit atsa da asıl olay, ustanın işi tamamlamadan ayrıldığı ya da öldüğüdür diye düşünüyorum.

Üstteki fotoğrafta da, Erzurum kalesinin içinde yer alan ve şehir Rus işgali altındayken çan kulesi olarak kullanılan gözetleme kulesi ve önünde poz vermiyorum havası ile duran beendeniz. Ancak, gerçekten poz vermiyordum :)

Bu satırları size Kars'tan minicik bir bilgisayarla yazıyorum bu yüzden yazım hataları, typolar mevcut olabilir. Kars'ta gördüklerim karşısında büyülendim desem abartmış olmam. Eğer Ani harabelerinde kendimi kaybetmezsem, yarın da bir Kars yazısı patlatırım gibi geliyor.

Sevgiler








6 yorum:

Kadir dedi ki...

İyi gezmeler,

Bu arada O Almanların Türk vatandaşı olmasında bir sebep şu olabilir. Bu amcalar ALmanya'dan emekli maaşı alıyorlar. Bu emekli maaşlarından vergi kesilmiyor. Zira Türkiye'de yaşıyorlar. Türkiye'de ki vergi kanunları da bu kişilerin yurt dışındaki kazançlarından dolayı vergi istemiyor. İstisna kazanç kapsamına sokuyor. Böyle olunca Almanya küplere biniyor. Zira, Alman sigorta firmalarından ve devletinden bir sürü euro, milyonlarca euro diyelim biz buna, Türkiye'ye aktarılıyor. Sımsıcak bir para. İş bu nedenle Türkiye ile Almanya arasında bulunan çifte vergilendirme anlaşmasını bile bozmayı düşünüyor bu Almanlar.

Ben de bunu trivial bir bilgi olarak vereyim. Afyonun patlamasına karşılık :=)

isabel dedi ki...

:)
anlattıkların, fotoğraf (ve üzerindeki tuniğe bayıldım :P) çok güzel..
daha çok fotoğraf ekleyebilsen kahvegibicim dicem ama zaten koşullarını da anlatmışsın...

kahvegibi dedi ki...

@Kadir: teşekkürler valla bizi ne büyük bir meraktan kurtardınız tahmin edemezsin :) gerci Türkiye ucuz sıcak ve yabancılara karsı sevgi dolu olması nedeniyle almanlar tarafından tercih edilebilecek bir ülke ama demek ki bu vergi meselesi de kaynaklı ekmek kadayifiymis.

@isabel: tunigi gg'den Japon style kıyafetler satan birinden almıştım eğer satışta görürsem haber veririm. Bu aksam da eğer Halim kalırsa Kars'i anlatacağım. Foograf konusu biraz güm oldu zira şarj aletini unutmusuz :)

francesca mckennitt dedi ki...

gezi blogu haline getirmekle iyi etmişsin, ben bayılırım gezi yazılarını okumaya :) tüh keşke fotoğraf da çekseydin Ani Harabelerini çok merak ediyorum.

serrose dedi ki...

Bayildim ben bu yaziya :)
daha cok gez daha cok yaz ben buralardayim ;)

kahvegibi dedi ki...

@francesca mckennit: Ani harabelerinden az da olsa fotoğraf yükledim ama daha isterseniz mail olarak atabilirim. Tabi biz profesyonel makine taşımıyoruz, yük gibi geliyor. O yüzden kompakt makine ile çekiyoruz. Çok süper fotolar beklemeyin bizden :)

@serrose: teşekkürler serrose'cum. Sen de bizim deliler gibi görmek istediğimiz yerleri geziyorsun ne de olsa :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails